Joined June 2010
11,138 Photos and videos
Pinned Tweet
26 May 2024
Hamas’ın tuzağı veya Gazzeli çocuklar neden ölmek zorunda? 7 Ekim… Çok çirkin bir işti. Artık dünyanın her tarafında hep olduğu gibi yine Müslümanlardan geldi. Gereken soruları sorma cesaretimiz olmadığından tespitini bir türlü yapamadığımız dev bir sorunun, sonsuza kadar süremeyecek bastırılması. Neyse. Şimdi konumuz bu değil. Şimdi konumuz Gazze’de çocukların neden öldüğünü anlamak. 7 Ekim 2023, Aksa Tufanı. Bu ismi hatırlamalıyız. Özellikle de Hamas’ın kendi sinsi ve vahşi saldırısına önce tufan deyip, sonra da “bu aslında bir savunma operasyonuydu” açıklamasını unutmamak için. Çünkü hemen her şeyin özü bir çekirdek gibi orada saklı. Aksa Tufanı açık ki, reddedilemez bir savaş davetiydi. Öyle olmak için planlanmıştı. Sonradan “saldırı için duvarda açtığımız gediklerin kontrolünü yitirdik. Yapılanlardan sorumlu değiliz. Onlar bizim adamlarımız değillerdi” deseler ve bu sözlerinde belki biraz haklılık payı bulunsa bile, yani tümüyle bir kenara bıraksak bile eylemlerindeki çirkinliği, operasyonlarının asıl hedefi sivillerdi ve zaten her şey, daha planlanırken çirkindi. Oysa Aksa Tufanı gibi kapsamlı bir operasyon kendisine sadece veya en azından ağırlıklı olarak, askeri hedefler koyabilirdi. Ama öyle olmadı. Aksa Tufanı, neredeyse tümüyle sivilleri hedef aldı. Ve tabii Gazze duvarındaki güvenlik sistemini işletmekten sorumlu, küçük karakollarda sadece tabancayla silahlanmış kızlar gibi kolay askeri hedefleri de. En fazla drone ile sittin yıldır aynı pozisyonu bekleyen ve personeli civarda piknikleyen bir Merkava’yı, şenlik ateşi niyetine vurdular. Ama daha çok sahildeki turistleri, zayıf korumalı kibbutzları, dağın başında yapılan bir müzik festivalini hedef aldılar. İlk amaç olabildiğince çok rehine elde etmekti. İkinci amaç da İsrail’i savaşa çekmek. Bu iki görevi de başarabilmenin tek yolu ise operasyonun odağına sivilleri yerleştirmekti, IDF’yi değil. İkinci hedefe hemen ulaşıldı, İsrail anında karşılık verdi ama algılayabildiği kadarına. Uçaklar daha 7 Ekimin öğleden sonrasında roket ve havan atışlarına göre taktik hedeflerini belirleyip vurdular. Sonra dikkatler içe döndü ve insan avı başladı. Arada helikopterler sınırdan geriye, duvara doğru kaçanları vurdular. (Ve evet, Gazze’ye kaçarken vurulan araçların bazılarında rehineler olabilir, dahası kırılma noktası tam burası olabilir.) Neticede Hamas, 250 civarı kimisi canlı kimisi ölmüş rehine ile Gazze’ye geri döndü, arkasında çoğu sivil 1400 civarında ölü ve sürüyle rezillik ve birkaç bin serseri mayını da bırakarak; Milisler, beyaz entarisi ve sakallı sarığıyla kafa kesmeye gelen eli kılıçlılar, Doblolu şişman ceset arakçıları, birkaç terli bıyık, ana babasına telefonda en az 10 Yahudi öldürdüğünün müjdesini ağlayarak veren zavallı ruh hastaları, sapıklar, katiller vs… Sırf yakıp yıkmak için İsrail’in içine sürülüp ve daha baştan unutulmuş bir güruh. Tek 1 esir İsrail askeri için, Gilad Şalit için, içlerinde Aksa Tufanı saha lideri ve itiraf edilmiş 4 cinayetten 4 kez ömür boyu hapse mahkum Yahya Sinwar’ın da bulunduğu 1027 kişi veren İsrail’e karşı, şimdi elinde Gazze’nin her tarafına dağılmış 250 civarı Gilad Şalid'i bulunan Hamas artık emindi; "İsrail hava bombardımanı yapamaz. Rehineleri riske atamaz." Peki ne yapacaktı İsrail? Belki çok fazla cepheli ama sonuçta sınırlı ve net hedefli bir kara harekatı/harekatları silsilesi, onu da ancak iğneyle kuyu kazarak… İsrailin başka şansı yoktu. Hamas’ın hedefi buydu; IDF’yi sınırlı hava desteği ile bir kara harekatına zorlamak... Böyle bir harekat yürütebilmenin, böyle bir harekattan zaferle çıkabilmenin, ne İsrail için ve ne de başkası için imkanı yok. Tuzaklanmış EYP’ler, mayınlar, kimin elinde neyle çıkacağının belli olmadığı çok iyi gizlenmiş tünel ağızları ve binlerce savaşmaya aşırı hevesli adam ile onlara kalkan olmaya hazır akrabaları... Bütün yığınak tünellerdeydi. Yerin altında. Yerin üstünde de muhtelif yerlere serpiştirilmiş rehinelerle fazladan tahkim edilmiş bir kalkan olarak, bütün bir Gazze vardı. İsrail bu koşullarda asla başaramazdı. (Aslında elbet başarırdı. IDF gerekirse son adama kadar o kuyuyu iğneyle kazar, alabildiği kadar rehineyi canlı alır ve sonunda içeride de kimseyi canlı bırakmayıp çıkardı, bunun için yeteneği vardı ama kim böyle bir şeyi yapmak isteyebilir? Kimin nefesi buna dayanabilir? Böyle bir seçeneği kim savunabilir? Bu kime dayatılabilir?) İsrail böyle bir operasyonun daha en başında çok fazla kayıp verecekti ve sonunda da en fazla bir Pirus zaferinin olduğu bu yolda fazla ilerlememeyi tercih edip, çekilecekti. Kaçınılmaz Hamas zaferi. Plan buydu. Biraz fazla kanlı ve çirkin olmakla beraber iyi bir plan. İsrail bu sefer kazanamayacaktı ve Hamas da gelecekteki muhtemel her pazarlıktan kârlı çıkacaktı. Ama öyle olmadı. Birincisi kendilerini getirdikleri durum yüzünden; İsrail için Hamas’ın pazarlık yapılabilir bir pozisyonu yoktu. Hamas’ın aslında sadece propaganda söyleminden ibaret ve asla ulaşamayacağını bildiği o malum ütopyası, yani İsrail’in illa yok edilecek olması, yani nehirden denize Filistin, İsrail için buz gibi bir gerçek tehditti. Böylelikle durum, tarihte İsrail için sıklıkla olduğu gibi, yine bir varoluş mücadelesine dönüştü. İsrail de bu sondan kurtulmanın yolunu aradı ve buldu; Ya orduyu feda edeceklerdi, ya rehineleri. Doğal olarak rehineleri feda ettiler ve bombardıman başladı. Böyle bir karar vermenin Yahudiler ve İsrail söz konusuyken ne derece zor olduğunu anlamak için biraz o kültüre aşinalık gerekli ama bunun açıklaması için bu yazı uygun değil. Bu aşamada İsrail’in rehinelerle ilgili tek umudu, Hamas’ın ileride koz olarak kullanmak niyetiyle elinden geldiğince onları canlı tutmak isteyeceği ve İsrail bombardımanından koruyacağı fikri üzerine kuruluydu, ki hâlâ öyle ve bu muhtemelen savaşın son anına kadar da böyle kalacak. Böyle bir seçime zorlanmış İsrail’in, Gazze’deki sivilleri gözetmesi beklenebilir mi? Bu mantıklı mı? Şu veya bu sebepten; zorlandığı için, ölüsüne Hamastan para alıp hayatı devam ettirecek kadar çok çocuk yapmış olduğu için, cennete gitmek için, kafasına silah dayanmış olduğu için, gıdaya mecbur olduğu için, kaçacak fazla bir yer olmadığı için, Hamas zaten kaçanları bombaladığı için vs vs kaderleri canlı kalkanı olarak çizilmiş Gazzelilerin, bu koşulda hiç şansları yoktu. İsrail’in Gazzelilerden oluşan canlı kalkanı etkisiz bırakmaktan başka seçeneği yoktu. Bombardıman tünel çıkışlarını yıkıntıyla kapadı, EYP’ler erişilemez oldu, fünyeler kayboldu, kablolar koptu, tuzaklar bozuldu, tüneller sığınak delen bombalarla çökertildi ve Hamas militanları daha savaşamadan tünellerde binlerle öldüler. Muhtemelen epeyce rehine de onlarla birlikte öldü. Bu oyunu Hamas kurdu. Bernard Kouchner’ın savaşın ilk günlerinde söylediği gibi; “Hamas hepimizi tuzağa düşürdü” Bombalar belki İsrail uçaklarından atıldı ama sonuçta İsrail’i buna zorlayan, onu seçeneksiz bırakan Hamasdı.. İsrail’in ortak tarihleri boyunca onları her saldırışlarında ve defalarca tokatlayıp geri püskürtmesinin gerçek sebebini anlayacak bir kafa yapıları olmadığı için hata yaptılar. Hayatla ve hakikatle kurdukları ilişkileri baştan bozuk olduğu için hata yaptılar. Ahlak anlayışları ilkel ve çürük olduğu için hata yaptılar. Veya bir başka bakış açısından hiç hata yapmadılar da tehlikeli bir kumar oynadılar. İbrahim Anlaşmaları onlar için sonun başlangıcı diye bütün kozlarını savaşa yatırdılar. Kaybetmeleri gerekiyor. Kesin ve net. Bu İsrail’in değil, insanlığın savaşı ve ölenlerin günahı da Hamasın boynunda. *Bu, bu konudaki ikinci yazım. Yine sabit tweete koyacağım ve ilk yazı kolay bulunabilsin diye ⬇️ona kod olarak yazdım...
12 Feb 2024
“Görev Gücü Zıpkın” Neden Dağıtıldı? 7 Ekim. Sevan Nişanyan, 7 Ekim Katliamından birkaç gün sonra yayınladığı videosunda şöyle diyordu: “Bir açık hava toplama kampı. 17 yıldan beri insanların hapsedildiği, aç bırakıldığı ve zaman zaman bombalandığı … basbayağı Varşova Gettosu niteliğinde bir yer Gazze. (Sonradan benzetmelerine Auschwitz’i de ekleyecektir.) Ve gidip o toplama kampının hemen karşısına, tellerin dışına, barış için Rock Festivali yapmak yüzsüzlüğün, alçaklığın ve namussuzluğun aşırı bir ucudur. Bence her şeyi hak eder böyle bir ...” twitter.com/kampananews2022/… Sevan Nişanyan, Hamas militanlarının bir düzine kadar tandem paramotorla Gazze duvarını aşıp havadan indikleri ve 270 kişiyi katlettikleri Re’imdeki Nova Müzik Festivalinden bahsediyor. Festival Nişanyan’ın söylediği gibi Gazze Duvarı’nın önünde değil, duvardan yaklaşık 4 km uzaktaydı ve zaten Gazze de Nişanyan’ın söylediği gibi bir yer değildi. Mülteci Kampları derme çatma barakalar arasındaki çamurlu yollarda çıplak ayaklı aç çocukların dolaştıkları yerler değildi. Kamplar genellikle elektriği, suyu ve kanalizasyonu olan, tipik Ortadoğu gettosu görünümünde fakir gecekondu mahalleleriydi. Ve Gazze’de, saunalar, oteller, araba galerileri, plaj kulüpleri, havuzlu villalar, lüks apartman daireleri vardı. Bir üniversite (elbette İslami) ve sürüyle de hastane, spor salonu ve okul vardı. Aslında açıktı; Ortada bir şafak vakti elde tüfekler, RPG’ler, bıçaklar ve kılıçlarla zincirlerinden boşanmış gibi İsrail kibbutzlarına dalmak ve sanki özellikle çirkinleştirilmiş bir şiddet gösterisi sergilemek, anlamsız bir sivil kıyımını başlatmak için geçerli bir sebep yok gibiydi. Evet Gazze fakirdi, birçok sıkıntısı ve eksiği, zorluğu vardı ama bütün bunların mümkün olduğu bir hayatın, ne Varşova Gettosu ve ne de Auschwitz ile kıyaslanması pek mantıklı olmadığı gibi Gazze, ortada kıyıma yol açacak nefreti biriktirmiş bir havza gibi de görünmüyordu. Nişanyan, belki de kendisine yapılan uyarılar sonrası durumu fark ederek konuyla ilgili bir daha hiç konuşmadı. Fakat bilindiği gibi yine de Dünyada önemli sayıda insan, Aksa Tufanı’nın İsrail’in Gazze’ye yaptığı onur kırıcı baskının bir sonucu olduğu fikrinde. Belki Nişanyan da hâlâ öyledir ama artık Filistin Meselesiyle ilgili derin bir suskunluğa girdiği için onun fikrini bilemiyoruz. Yani gerçek Nişanyan’ın ve onunla birlikte aynı fikri muhtemelen farklı sebeplerle paylaşanların sandığı gibi değil. Gazze bir Varşova Gettosu da değil, Auschwitz de değil. Bir tür açık hapishane olduğu belki doğru olabilir ama onun içinde de sürüp giden bir hayat ve bu hayatla birlikte çalışan bir ekonomi var. Gazze’deki o havuzlu villalar, oteller ve diğerleri bize başka bir hikayeyi, 7 Ekim günü Aksa Tufan’ının hemen arkasından başlayan cevabi İsrail hava saldırılarının ilk hedeflerinden birinin Hamas’ın Ulusal İslam Bankası binası olduğunun gerekçeleriyle birlikte anlatıyor. “Parayı takip et” 2017 yılında Nitsana Darshan-Leitner ve Samuel Katz'ın kaleme aldığı Harpoon: Inside the Covert War Against Terrorism's Money Masters, yani “Zıpkın: Terörizmin Para Ustalarına Karşı Gizli Savaşın İçinde” yayınlandı. Kitap, Mossad içinde kurulu, terörün finansmanı üzerine uzmanlaşmış Task Force Harpoon (Zıpkın Görev Gücü) adlı bir alt grup hakkındaydı. jpost.com/Israel-News/Operat… Fikir sahibi, 1945 yılında ailesi Sibirya'dan Polonya'ya kaçarken bir tren vagonunda dünyaya gelen, eski paraşütçü, 6 Gün Savaşı gazisi, Mossad yöneticilerinden Meir Dagandı ve Dagan bu fikri hayata geçirmek için epeyce uğraşmıştı. “Ne yapacaksın? Teröristlerin kredi puanını mı düşüreceksin?” türünden alaylarla karşılaşmasına rağmen Dagan inat etti ve 1996’da nihayet başlattığı projesi onu sonunda, 11 Eylül saldırılarının hemen arkasından 2002’de Mossad Direktörlüğüne kadar taşıdı. Terönün finansmanını izleme, terörle mücadele alanının eski bir konusu olsa da gerçek önemi 11 Eylül saldırısından hemen sonra anlaşılmıştı ve Mossad’ın elinde de hazır, mücadele etmek için Dagan tarafından kurulmuş, iyi çalışan bir silah vardı; Zıpkın. Zıpkın çoğunlukla muhasebeciler, avukatlar, bankacılar, öğretmenler, eski polis ve askerlerden oluşuyordu. Temel görevleri başta Hamas olmak üzere, terör gruplarının finans dolaşımının derinlerine inmek ve kaynağı engellemekti. Asıl silahları hukuk ve uluslararası davalar olsa da (kitabın yazarlarından Nitsana Darshan-Leither’in de avukatlarından biri olduğu Shurat Hadin adlı terör davalarında uzman bir hukuk örgütlenmesiyle beraber çalışıyorlardı) grubun, çoğu benzerlerinden farklı olarak şiddet kullanmak yetkisi vardı ve Zıpkın zaman zaman bu yetkiyi etkili bir biçimde kullandı. 2002 yılında Yaser Arafat'ın mali danışmanı Muhammed Raşid'i hedef aldılar. Operasyonda Latin Amerika’daki bir paravan şirket kullanılarak Raşid kandırıldı, yatırıma ikna edildi ve bir süre yüklü kâr getiren alışverişin sonunda şirket de, hisseler de buhar oldu. FKÖ, 100 milyon dolardan fazla zarara uğratıldı. Zıpkın 2006’da IDF ve onun zırhlı araçları desteğinde Ramallah, Cenin ve Tulkarim’de, koordineli bir dizi banka soygunu düzenledi. Soygunda alınanlar, operasyon yapılan bankaların kasalarındaki 40 milyon Şekel nakit dışında, devlete ait rüşvet fonlarından küresel İslami yardım kuruluşlarıyla bağlantılara kadar her tür bilgiyi içeren, farklı kaynaklardan Hamas’ın nakit akışını belgeleyen bilgisayar sabit diskleri ve banka kayıtlarından oluşuyordu. Zıpkın Görev Gücü çalıştığı zaman zarfında nakit bloklarını hava saldırısıyla yakmak da dahil epeyce etkili ve bazıları hukuki açıdan tartışmalı birçok başarılı eyleme imza attı ki bunlardan bir tanesi, 2014 Savaşı’nın, yani Dökme Kurşun Operasyonu’nun sonunu getiren darbe olarak kabul ediliyor: (Kitaptan özetleyerek;) “… Dökme Kurşun Operasyonunun sonuna gelindiğinde Hamas militanlarına para ödemekte güçlük çekiyordu ve durum örgüt içinde, neredeyse bir isyanı patlatacak raddeye gelmişti. Hamas’a acil para gerekiyordu. 23 Ağustos 2014'te İsrail istihbarat servisleri, Mısır'da dört büyük deri valiz içinde 13 milyon dolar nakitle seyahat eden 20'li yaşlarındaki bir kuryeyi izlemeye aldılar. Takip, kurye valizlerle birlikte Sina’da güvenli evin altına kazılmış, iyi aydınlatılmış ve havalandırılmış bir tünelin girişine ulaştığını şifreli bir mesajla haber vermesine kadar sürdü. Ardından çantalar tüneli bir saatte geçtiler ve para tünelin Gazze tarafında teslim alındı. Para dolu çantalar, Hamas'ın maaş bordrosu sorumlusu Muhammed el-Ghoul’un Çin yapımı makam aracına aktarıldıktan hemen sonra, İsrail Hava Kuvvetlerine ait AH-64D Longbow saldırı helikopterinden ateşlenen bir AGM-114 Hellfire füzesi aracı vurdu. Goul’un aracı siyah dumanlar içinde yanan bir demir yığınına dönüştüğünde Gazze sokaklarına yanmış 100 Dolarlar yağıyordu. Maaşlarının yakılması Hamas için büyük bir darbe oldu. Nakit olmadan mücadeleyi sürdüremezlerdi ve böylece Hamas ateşkes istedi. Gazze savaşı bu darbeden 48 saat sonra sona erdi…” Netanyahu’nun kumarı. Arka arkaya gelen başarılarıyla parlayan ve kendisinden beklenenin çok üzerinde yararlılık gösteren Zıpkın Görev Gücünün yıldızı, Meir Dagan’dan 2011’de Mossad Şefliğini devralan Tamir Pardo döneminde de yükseldi fakat işler, Netanyahu’nun 2015’de başlayan yeni görev süresinde Yossi Kohen’i Mossad’ın başına getirişiyle birlikte değişmeye başladı. Artık İsrailin yeni bir fikri vardı; Gazze’yi zenginleştirmek. Hayat yaşamaya değer hale geldikçe ölümden uzaklaşılır, basit. 2017’de Zıpkın Görev Gücü dağıtıldı. The New York Times’ın 10 Aralık 2024 tarihli “Sessizlik satın almak; İsrailin Hamas’a destek planı” başlığıyla yayınlanan yazısı, Batı basınında çıkan çoğu benzerleri gibi Netanyahu ve etrafındakilerin 2014’de şekillenmeye başlamış yeni Hamas politikasına ve onun karşılaştığı dirence odaklanıyor. Yazının alt başlığı; “Başbakan Binyamin Netanyahu, güçlü ama çok da güçlü olmayan bir Hamas'ın barışı koruyacağı ve böylece bir Filistin devleti kurmak konusunda herkesin üzerinde oluşan baskıyı azaltacağı konusunda kumar oynadı” diye atılmış ve şöyle devam ediyor; “Katar hükümeti yıllardır Gazze Şeridi'ne ayda milyonlarca dolar gönderiyordu(Ayda 15 milyon Dolar). Bu para, Hamas hükümetinin desteklenmesine yardımcı oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu ödemelere hoşgörü göstermekle kalmadı, teşvik de etti. (Bu teşvik politikasıyla birlikte Katar eliyle Gazze’ye giren paranın ayda 30 milyon Dolara çıktığı söyleniyor.)” nytimes.com/2023/12/10/world… Ve Gazze ekonomisi sadece Katar’dan gelen para ile de dönmüyor. The New York Times’ın Aksa Tufanından 1 ay kadar sonra yayınlanan bu yazısının başlığı, İsrail’in Hamas’ın para makinasını yıllar önce tamamen çözdüğünü ama buna rağmen hiçbir şey yapmadığını söylüyor; www-nytimes-com.translate.go… İsrail istihbaratı 2018'de büyük bir istihbarat başarısına imza attı. Hamas'ın operasyonlarının finanse edildiği özel sermaye fonunun karmaşık ayrıntılarını içeren gizli belgelere ulaştı. Hamas’ın muhasebecisinin bilgisayarından çalınan belgeler örgütün tüm varlıklarını ve para trafiğini listeliyordu. Dünyanın her tarafından gelen çeşitli yardım kampanyalarından başka nakit, 2014’den sonra güçlenmeye başlayan ve merkezi Türkiye gibi görünen bir Hamas yatırım ağından da geliyordu. Hamas, Tunus, Türkiye, Cezayir, Birleşik Arap Emirliklerindeki yatırımlarından para kazanıyor, büyük miktarda emlak alışverişi yapıyor, inşaat şirketlerinden tavuk şirketlerine kadar işletme açıyor, Türkiye Borsasında hisse alıp satıyor ve şirketlerinin hisseleri alınıp satılıyordu. Belgeler açık ki Hamas'ın para akışını kesme ve planlarını engelleme için potansiyel bir yol haritalarıydı ve Mossad belgeleri Washington ile de paylaştı. “Ve hiçbir şey olmadı.” Diye devam ediyor haber. “Belgelerde adı geçenler ne ABD ve ne de İsrail yaptırımları ile karşılaştılar. Hiçbir şirket için hiçbir işlem yapılmadı ya da Hamas finansal ağının merkezi olan Türkiye'ye bu şirketleri kapatması için baskı yapılmadı. … Amerikalı ve İsrailli uzmanlar artık bu paranın Hamas'ın askeri altyapısını oluşturmasına ve 7 Ekim saldırılarına zemin hazırlamasına yardımcı olduğunu söylüyor.” Hamas’a alan açma politikası yüzünden zamanında kendi Savunma Bakanı Lieberman’ın da tepkisini çeken Netanyahu bugün, yani 7 Ekimden sonraki zamanlarda muhalifleri tarafından giderek artan bir şiddetle eleştiriliyor ve hatalı bir stratejiyi kendi politik çıkarları için seçmekle ve Hamas’a 7 Ekim saldırılarının mali alt yapısını neredeyse İsrail eliyle sağlamakla suçlanıyor. Bu suçlamalarda haklılık payı da bulunabilir. Hamas ve İsrail arasında 2014’deki son büyük çatışmadan, Koruyucu Hat Operasyonundan beri bölge, aralarla şiddetlenen çatışmalara rağmen görece sakindi ve inisiyatif İsrail’in eline geçmiş gibiydi. 2014’den 7 Ekim 2023’e kadar çatışmalar Gazze dışındaki Filistin yerleşkelerinde yaşandı ve genellikle düşük seviyede kaldı. Tam da Zıpkın’ın tasfiyesine yol açan strateji değişikliğinden beklendiği gibi Hamas, Gazze ve dünyanın geri kalan yerlerinde kendi işine bakıyor ve şişmanlıyor gibi görünüyordu. Ancak 7 Ekim günü Hamas’ın veya en azından Hamasın bir bölümünün uyumadığı acı bir şekilde anlaşıldı. Hamas saldırısı Filistin Baharı rüzgarları estirmeye başlayan İbrahim Anlaşmalarının son evresinden hemen önce gerçekleşti ve barış umutları kim bilir kaçıncı kez çöpe atıldı. Açık ki İsrail aldatılmıştı. Yahya Sinwar. İsrail istihbaratının Hamas’ın Aksa Tufanı benzeri bir operasyon için hazırlık yaptığından haberi olmadığı iddiası doğru değil. Hamas yıllardır askeri eğitiminin önemli mesaisini Gazze Duvarını aşan bir saldırıya ayırıyor ve militanlarını da buna göre ve neredeyse yarı aleni biçimde eğitiyordu. Mossad’ın doğal olarak bundan haberi vardı. İsrail’i aldatan, saldırının hiç beklenmedik bir zamanda gelmesiydi. Taraflar arasında tansiyonun düşük, anlaşma ihtimallerinin yüksek olduğu bir zamandı ve Netanyahu’nun Hamas’ın ekonomik ağına dokunmayarak onu zenginleştirme ve bu yolla da ehlileştirme planı yıllardır işliyor gibi görünüyordu. 7 Ekim’den hemen sonra, saldırının Hamas’ın yurt dışındaki liderlerinin haberi olmadan ve lider ekibin Gazze’deki tek üyesi Yahya Sinwar iradesiyle gerçekleştirildiği iddiaları ortaya atıldı, İran’ın başlangıçtaki çekingenliği de buna kanıt olarak anlatıldı. Yahya Sinwar’ın geçmişinde kısa bir araştırma, bu gibi iddiaları güçlendirecek bazı kanıtlar sunabilir. Sinwar, Hamas'ın "polisi" denebilecek Munazzamat al Jihad w'al-Dawa (Majd) adlı örgütün kurucusu. İsrail ile işbirliği yaptığından şüphelenilen kişileri öldürmesi ona "Han Yunus Kasabı" lakabını kazandırdı. 1988 yılında Sinwar iki İsrail askerinin kaçırılmalarını ve İsrail ile işbirliği yaptığından şüphelendiği dört Filistinliyle birlikte öldürülmesini planladı. Aynı yılın Şubat ayında tutuklandı; sorgulama sırasında kurbanlardan ikisini boğduğunu, bir diğerini sorgulama yanlışlıkla öldürdüğünü ve dördüncüsünü kaçırma girişimi sırasında yanlışlıkla vurduğunu itiraf etti ve müfettişlere dört cesedin gömülü olduğu bir meyve bahçesini gösterdi. 1989 yılında dört kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Birkaç kez kaçmaya çalıştı ancak her seferinde yakalandı. 2008 yılında hapis cezasını çekerken İsrailli doktorlar tarafından ameliyat edildi ve beynindeki bir tümör alınarak hayatı kurtarıldı. Sinwar hapiste iyi derecede İbranice öğrendi ve 22 yıl hapis yattıktan sonra, 5 yıldır rehin tutulan IDF askeri Gilad Shalit karşılığında, 2011 yılında yapılan esir değişiminde kapsamında 1.026 kişi ile birlikte serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar arasında lider pozisyonunda olanların tümü İsrail tarafından Gazze’ye dönmeme şartıyla ve aralarında Türkiye’nin de olduğu başka ülkelerde yaşamak üzere serbest bırakılırken nedense Sinwar’ın Gazze’ye dönmesine izin verildi. 2017’de Sinwar İsmail Haniye’den görevi devralarak Hamas’ın Gazze’deki lideri ve dolayısıyla Gazze’nin de de facto lideri oldu. oldu. Bundan sonra Sinwar zaman zaman Hamas’ın İsraile saldırmakta kullandığı tünellerin kapatılması gibi barışçı eğilimler sergilese de davranışları iki uç kutup arasında git-gelliydi. 16 Mayıs 2018'de El Cezire'ye Hamas'ın barışçıl, halk direnişini sürdüreceğini belirttiği ve Hamas'ın İsrail ile müzakerelerde rol oynayabileceğini söylemeden bir hafta önceki başka bir konuşmasında Gazzelileri İsrail kuşatmasını kırmaya teşvik edebiliyor, "Baskı ve aşağılanma yüzünden ölmektense şehit olarak ölmeyi tercih ederiz" deyip ekliyordu; "Biz ölmeye hazırız, on binlercesi de bizimle birlikte ölecek." Gerçekten de öyle oldu. 7 Ekimde Hamas saldırısıyla başlayan son savaşta Gazze’de ölenlerin sayısı 30 bine doğru ilerliyor ve IDF de her geçen gün Sinwar’ın etrafındaki çemberi daraltıyor. Sinwar, kuşkusuz ki İsrail için özel biri. Ancak bu özellikli olma durumu muhtemelen Hamas’ın savaş liderliğinden başka, İsrailli istihbaratçılarla kurduğu kendine has ilişkiden de kaynaklanıyor. Kesin olan, Sinwar’ın sadece 7 Ekim saldırısında değil, İsrail’in saldırıya hazırlıksız yakalanmasında da belirleyici bir rolü olduğu ve bunlardan da önemlisi, İsrail’i Gazze’ye yıkım getiren askeri kararlılığa sürüklemekte asıl sorumlu olduğu.
611
70
447
883,045
Fırat Erez retweeted
MOSSADIL COMMENTARY: TRUMP IS WRONG ON THIS ONE. President Trump said Israel does not need to “knock down an apartment house every time you’re looking for somebody.” But that line ignores the reality of the war Israel is actually fighting. Israel is not fighting a conventional army lined up on an open battlefield. It is fighting terrorist armies embedded inside civilian areas, operating from apartment buildings, neighborhoods, villages, mosques, schools, tunnels, and homes. That is not an accident. That is the strategy. Terrorist organizations do not hide among civilians because they care about civilians. They hide among civilians because they know the world will blame the democracy that responds. If the new rule is that terrorists receive immunity the moment they operate from inside a civilian structure, then no Western nation will be able to defend itself against asymmetric warfare. Any terrorist group could use the same playbook: ✔️Hide behind civilians. ✔️Fire from civilian areas. ✔️Store weapons in civilian neighborhoods. ✔️Build command centers under homes. Then wait for the world to tell the country under attack: “You are not allowed to strike there.”
44
130
380
15,519
İşte bunlar hep gericilik.
Fun fact. A civilization 2,000 light-years away pointing a powerful enough telescope at Earth right now would see the Roman Empire.
1
4
803
Buna emperyalizme karşı mücadele diyoruz. Fransız medeniyeti yerine kendimizinki. Bizimki kazanınca bazen son hece boğuluyor Barbaros Şansal'ın dediği yerde ve söylenen tam anlaşılmayabiliyor ama net; Emperyalizme karşı mücadele bu.
1978-81 dönemi İran-Fransa ilişkileri incelense doktora tezi olur -Şah'ın son başbakanı Bahtiyar'ın eşi Fransız, oğlu Fransız subayı -Humeyni Ekim 1978'de Paris'e sürgüne gitti, Şubat 79'da Air France uçağıyla Paris'ten döndü -Humeyni'nin danışmanı ve Devrim'in ilk cumhurbaşkanı Beni Sadr Paris Üniversitesi eğitimli, 1981'de görevden alınıp ülkeden kaçınca ölene kadar 30 yıl Paris'te yaşadı -Devrim'in ilk başbakanı Mehdi Bâzergân Paris'te mühendislik okudu -Devrim'e giden yolun ideologlarından Ali Şerîatî de Paris'te doktorasını bitirdi Böyle o kadar fazla geçiş ve bağlantı var ki, hem Şah dönemi hem Devrim önderleri (ve muhalifler) arasında Fransa en önemli lojistik ve etkilenme sahası
943
Replying to @ImtiazMadmood
SAUDI, UAE, BAHRAIN, KUWAIT, QATAR, LEBANON, JORDAN, GAZA STRIP, INDONESIA, MALAYSIA, EGYPT, SUDAN, TUNISIA, MORROCO, ALGERIA, IRAQ, AFGHANISTAN, AZERBAIJAN, TURKMENISTAN, SOMALIA, OMAN, NIGERIA, CHAD, LIBYA, TURKEY, These are enough options....
7
4
87
1,298
İslam.
İslamcıların şiddete ve teröre hazır kıta olması nereden kaynaklanıyor? Çünkü Peygamberin, ona en küçük eleştiride bulunan herkesi öldürdüğüne inanıyorlar da ondan. 120 yaşındaki gözleri görmeyen Yahudi Ebu Afek'i öldürtmüş mesela. Bazı ilahiyatçılar Peygamber'in sinsice suikastler tertiplediği ya da bu siyasi cinayetleri azmettirdiği ile ilgili rivayetleri eleştiriyor. Bunun yararı ne? Türkiye'de din hizmetlerinden sorumlu Diyanet, bu eleştirileri camilerde halka vaaz olarak aktarıyor mu? Devletin denetlemesi gereken Kuran kurslarında, imam hatiplerde bu cinayetlere yazılmış eleştiriler müfredat olarak okutuluyor mu? Bu eleştirilerin halk arasında popüler dindarlık olması için gösterilen çaba var mı? Yok. Hiçbiri yapılmıyor. Öyleyse ilahiyatçılar kendileri çalıp kendileri oynuyor. Kapalı devre kendi dünyalarında yaygın bilgileri nasıl da tenkit ettiklerini konuşup birbirlerine hava atıyorlar. En çok, bazı uluslararası toplantılarda "İslam şiddet dini değildir" parolasını propaganda etmek için böyle eleştiriyormuş gibi yapıyorlar. Hayatın normal akışında müslümanlar ana okulundan itibaren çocuklarını Peygamber'in siyasi cinayetler işlediği inancıyla yetiştiriyor. Müslümanların Peygamberine yakıştırdığı suikastlardan biri 120 yaşında, gözleri görmeyen, ayakta zor duran yaşlı Ebu Afek. Ebu Afek Medineli Yahudilerden. Benû Amr bin Avf kabilesinden. Peygamberin onu öldürtmesinin gerekçesi, onun aleyhinde şiirler söylemesiymiş. Yani müslümanların inancına göre Peygamber, aleyhinde şiir söylenmesine bile tahammül edemeyen biri. Bir rivayete göre Peygamber suikast grubu göndermiş. Başka rivayete göre o kişiler durumdan vazife çıkarmış ama Peygamber de yaptıları işi beğenmiş. İbn İshak olayı şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber, el-Hâris b. Süveyd b. Sâmit'i öldürdüğü zaman Ebû Afek, nifakını ortaya çıkardı ve şiir söyledi. Hz. Peygamber "Kim benim için bu habisle ilgilenecek?" dedi. Bunun üzerine Benû Amr b. Avf'ın kardeşi Sâlim b. Umeyr gitti ve onu öldürdü." (İbn Hişâm, es-Siretin nebeviyye, 4/251). İbn Umeyr, Tebük seferine katılmayan yedi sahabeden (bekkain) biriymiş. Bu suikastla kendini affettirmiş. Affedilmek için seçtiği Ebu Afek hayli kolay hedef aslında. 120 yaşında bir ayağı çukurda biri. Vakıdi'nin Kitâbü'l-Megâzi'sinde olayla ilgili ilave var: Cinayeti işleyen Salim b. Umeyr, "Ya Ebu Afek'i öldüreceğim ya da öleceğim" diye adakta bulundu. Bir gece Ebu Afek uyurken gizlice yattığı yere girip kılıcıyla göğsüne sokarak öldürdü. (Vakıdi, Megazi, 1984: 1/174-175). Yaşlı başlı adamı öldürmeye giderken "ya öldüreceğim ya öleceğim" meydan okuması da ilginç yani. Üstelik cinayette mertçe bir taraf da yok. Uykudayken sinsice öldürmek nedir? Bununla iftihar etmiş sonra bir de. Bu davranış kodlarını küçümsemeyin. Bugünkü İslamcıların rol modelleri bunlar.
660
Fırat Erez retweeted
An IBM mathematician spent 3 years convinced he was the worst programmer at his company at work. He built to escape that embarrassment became the first high-level programming language in history. Every line of code running on Earth today traces back to that one act of shame. His name was John Backus. He was born in 1924 in Philadelphia, the son of a wealthy stockbroker who expected him to follow the same path. He failed out of the University of Virginia. He dropped out of Haverford College. He enrolled in a medical program in the Army and decided he hated medicine. He spent years doing exactly nothing the conventional way. Then one afternoon in 1945 he walked past a radio repair shop in New York and got talking to the owner and ended up building a radio from scratch in the shop's back room. Surprising thing is he had never done it before. He stayed for hours. When he left he knew what he wanted to study. He taught himself mathematics and got into Columbia. From Columbia he walked into IBM in 1950 with a degree and no idea what he was doing. He learned to program on machines that had no business being programmed. IBM computers in 1950 spoke in machine code. Raw binary. Every instruction written as a string of ones and zeros that told the hardware exactly which switches to flip. There were no shortcuts. No syntax. No vocabulary a human brain could hold in its head. The programmers who were good at it held the entire machine inside their minds. They saw the binary and felt the logic. Backus could not do this. He wrote programs that were slow, tangled, and embarrassing next to what his colleagues were producing. He was not the worst programmer at IBM. But he believed he was, which amounted to the same thing. He started building a tool to help himself. Not out of ambition. Out of humiliation. The idea was simple to the point of seeming naive. He wanted to write mathematical expressions in something that looked like mathematics, not machine code, and have the computer translate them automatically into the binary the hardware needed. He called the project a "formula translation" system. His colleagues thought it was a nice idea that would never work. The problem everyone could see was speed. Machine code written by a skilled human would always run faster than code generated by an automatic translator. The translator had to make guesses. Guesses meant inefficiency. Inefficiency meant the whole project was a toy. Backus spent three years proving them wrong. In 1957 IBM released FORTRAN to its customers. The first compiled programming language in history. The translator Backus built was so efficient that the code it generated ran at speeds within 20 percent of hand-written machine code. Not a toy. Not a curiosity. A working tool that let scientists and engineers write programs in expressions their own minds had generated, and watch the machine execute them. The adoption was immediate and total. Scientists who had spent careers translating their equations into machine code by hand were suddenly writing programs in hours instead of weeks. Labs that had used IBM machines for narrow tasks started using them for everything. The market for computing changed overnight. Then something happened that nobody predicted. Other people started building other languages using the same idea. COBOL. LISP. ALGOL. BASIC. Every language built its own translator using the architectural logic FORTRAN had demonstrated. The idea that a computer could read something resembling human thought, rather than the other way around, was now a proof of concept that anyone could extend. Every programming language that has ever existed was built on the answer to the question Backus asked because he was ashamed of the code he was writing. He won the Turing Award in 1977. The committee citation said his work had made it possible for more people to use computers for more things than any other single development in the history of computing. He said in the acceptance speech that he had not set out to change computing. He had set out to stop writing bad code. The gap between what you are bad at and what you are trying to fix is usually where the real invention lives.
25
173
757
47,351
"...o korkunç katliam (7 Ekim) sırasında orada olanların neredeyse hepsini ortadan kaldırdık. Bir tane daha kaldığını düşünüyorum..." 7 Ekim dönemi Hamas askeri liderliğinden hayatta kalan son üst düzey isim olarak Imad Aqel. Aqel, Hamas’ın lojistik, silah üretimi, ikmal ve destek birimlerinden sorumlu komutanı. Doğrudan katliamın icrasında yer almasa da, o dönemdeki askeri konseyin son üyesi. İsrail’in yayınladığı 7 Ekim dönemi komutan listesinde hayatta kalan tek isim o.
Statement by Prime Minister Benjamin Netanyahu at the press conference last night: ​"Dear citizens of Israel, ​For decades, I have been fighting against Iran’s efforts to arm itself with nuclear weapons. I can define it as my life’s mission. I have met this challenge to this day, and I will continue to meet it in the future. With an agreement, without an agreement – Iran will not have nuclear weapons. Not today, and not tomorrow. As long as I am Prime Minister of Israel – this will not happen. ​I hear people asking: What have we achieved? And my response to them is: "What have we achieved"?! We have fended off an immediate threat of annihilation. Together with our American friends, we launched the largest offensive air operation in Israel’s history. We neutralized nuclear scientists, decapitated the leaders of the terror regime, pulverized nuclear facilities, destroyed missiles and the vast majority of the factories that produce them, struck countless military industries and infrastructures, destroyed their navy, their air force, neutralized Basij commanders who massacred the Iranian people, and caused enormous damage. We estimate it in the hundreds of billions of dollars, and some even estimate it to be closer to a trillion dollars – enormous damage to the economy of Iran that took them decades to build. ​But here is the most important thing: we saved the State of Israel from the threat of nuclear annihilation. Because, it is crucial to understand, Iran was racing toward a nuclear weapon just before Operation Rising Lion; it was racing toward a nuclear weapon and racing to bury its missile and nuclear industry deep underground. ​If we had not acted at the time we did, and with the overwhelming force with which we did – both in Operation Rising Lion and later in Operation Roaring Lion, in historic cooperation with President Trump and the American military – if we had not acted in this way, Iran would already have atomic bombs. And what does that mean? It means that millions of Israeli citizens, you who are listening to me now, you would all have been in terrible danger of mass death. All of us would have been in that danger. And this danger, of the elimination of Israel’s population, we have fended off for years to come. That is what we have achieved – we saved the State of Israel from annihilation. ​But I tell you, citizens of Israel, the struggle is not over and done. We will need to maintain our vigilance, remain strong and determined to defend ourselves as required. This is true not only vis-à-vis Iran. This is also true vis-à-vis Iran’s terror proxies, which we have hit in an unprecedented manner. We did it in Gaza, we did it in Lebanon, in Syria, in Yemen, we did it in the refugee camps in Judea and Samaria – we did it everywhere. ​We eliminated Deif, Haniyeh, and Sinwar, along with many of Hamas's leaders. Actually, almost everyone who was there during the horrific massacre; I think there is one more left, he too will be eliminated. We destroyed thousands of terrorists and countless terror infrastructures. We returned all our hostages from Gaza, down to the very last one. No one believed we would do that. I did. I was told: Prime Minister, we must give up, don't enter Rafah, end the war – we will bring the hostages and we will frame our exit from Gaza as a victory. I did not accept this nonsense. We entered Rafah, we entered Gaza City, contrary to the opinions of many – and we returned all the hostages, to the last one. And not only that, we exploded the pagers, we eliminated the arch-enemy Nasrallah, we prevented the invasion of the Radwan Force into the Galilee, we destroyed the vast majority of the 150,000 rockets and missiles that Nasrallah built in order to devastate the cities of Israel. ​You remember what we were told: If we go to battle with Hezbollah, we will have tens of thousands of casualties, the towers will come down in Tel Aviv, in Haifa, in Jerusalem, in Be'er- Sheva; Israeli cities will be reduced to ruins. You remember that. I did not accept that, we fought them, and we fought them hard; we also captured their key positions like the Beaufort, which Hezbollah had used for years to threaten the northern communities, and in fact the entire country. ​Simultaneously, we did another thing: we established deep security zones around the State of Israel. We did it in Gaza, in Lebanon, in Syria – where, by the way, we destroyed all the weaponry of the Assad army, which was a central link in the Axis of Evil. And I wish to clarify: we will remain in the security zones for as long as it is required to defend our country. ​Because after October 7th, I established a simple principle: Israel will not allow terror organizations to encamp on our borders; to tunnel into our territory; to prepare for a massacre close to our citizens. Today, the heroic IDF fighters stand as barrier between the terrorists and our citizens. What we did, in fact, was change our entire security doctrine; change ourselves as well. We broke the barrier of fear. We take initiative, we attack, we surprise, and we strike at those who threaten our lives. ​Israel is stronger than ever, and Iran’s Axis of Evil is weaker than ever. If someone had told you at the beginning of the war that we would achieve everything I have detailed, and I haven't detailed everything – you would have said they were hallucinating. Just talk, just promises – no, we did all that. And today, after we have achieved all this, there are those who want to minimize it, to dismiss our tremendous achievements. And I tell you: we are going to achieve many more great things. We will continue to neutralize threats in the region, we will build new alliances with countries in the region and beyond. We will ensure our own domestic armament independence, this is another principle I established, and I am investing 350 billion NIS in that, as a supplement to the defense budget. We will develop technologies that break the boundaries of imagination, and we will turn Israel into an even stronger power. Because our strength is the key to our future, it is the key to our security, it is the key to our economy, it is the key to our alliances. Because alliances are made with the strong, and Israel today is a very strong country. It is strong thanks to you, citizens of Israel. ​I wish to thank you, citizens of Israel, for your steadfastness, for the support you give to the government and for the support you give me as the Prime Minister. And above all, I wish to thank our heroic fighters, men and women in active duty and in the reserves, at sea, on land, and in the air, in the IDF and in all the security branches. There is no one like you, heroes of Israel. ​Together we will continue to stand, and together we will continue to win. "Fear not, O Jacob My servant, and be not dismayed, O Israel!" Together, with God's help, we will ensure the eternity of Israel."
3
1
7
1,188
Fırat Erez retweeted
St. Ahmed was a 17th-century Muslim Ottoman official who LEFT ISLAM and converted to CHRISTIANITY. He noticed how transformed his Christian slaves were after attending church. Curious, he started investigating Christianity for himself. He decided to secretly attend a Divine Liturgy. During the service, he witnessed a miracle that convinced him Christianity was true. Afterward, he sought baptism and became a Christian. His conversion eventually became known. One day, while discussing religion with other officials, he reportedly declared that there was nothing greater than the Christian faith. That statement led to his arrest. He was brought before Ottoman authorities, given opportunities to return to Islam, and ultimately refused. He was tortured and then beheaded in Constantinople on May 3, 1682.
47
397
1,539
42,853
Fırat Erez retweeted
On this day in 1953, a few hundred American and Greek soldiers were handed one of the ugliest orders of the Korean War: hold this hill at all costs. The hill was Outpost Harry, a lonely position in the Iron Triangle that sat directly on the road to Seoul. If it fell, the entire UN main line behind it was exposed. So it could not fall. Not for one night. The order almost sounded manageable. Just hold it until morning. Then the sun came up and the order was the same. Hold it one more night. Then another. Eight nights in a row. Defending it: rotating companies from the US 3rd Infantry Division and a battalion of Greek volunteers known as Sparta. Coming up the slope in the dark: the better part of a Chinese division, thousands of men, climbing over their own dead to reach the trenches. The fighting collapsed into grenades, bayonets, and entrenching tools swung at arm's length. UN gunners fired thousands of shells danger close, almost on top of their own men, to break up the waves. The Greeks held the final nights and would not give an inch. Final tally: roughly 5,000 Chinese casualties against 699 UN killed, wounded, or missing. The hill never fell once. Every single morning it was still theirs. The armistice came just weeks later. The men who survived spent the rest of their lives bound together by one piece of ground most history books skip entirely. They simply called themselves the survivors of Outpost Harry. Now you know it too.
6
62
561
25,363
Fırat Erez retweeted
İnanılır gibi değil, acı ama gerçek! Doç.Dr.Buğra Gökce, o dönemki nişanlısının evinde sabaha karşı arama yapıldığı öğrenince hemen emniyete kendi ayağıyla gittiğini, emniyette kendisine "getirilme görüntüsüne" ihtiyaç olduğunu söylediklerini, bir polis eşliğinde emniyetin
8
474
2,645
294,156
Kendisine tam da buna yakın bir şeyler söylediğim için 10 yıl kadar önce beni bloklamıştı. 😋
Eski solcu, Marksist, sosyalist Gün Zileli: "Sol artık bitmiştir. Kirlenmiş berbat bir şey. 100 yıllık tarihi dökülüyor. Bu gün sol iddia etmek biz solcuyuz demek boştur. Biri sol diye çıksa insanlar enayi değil, yaşanmış şeyler var. Parti kursam hiç soldan bahsetmem. Başta Lenin olmak üzere, bu işin savunulacak tarafı yoktur. Bırakın solu artık."
4
2
22
3,822
Normandiya'nın çitleri, lanet olası tarlalar...
June 15, 1944. D-Day plus 9. The American army crossed the beach. That was supposed to be the hard part. Then they moved inland, and nobody had told them about the hedgerows. This is the story of the thing that almost nobody talks about when they talk about D-Day: the bocage. The reason a 3-week campaign became a 3-month campaign. The reason the most powerful army in the world measured its daily advance in yards, not miles. The reason General Omar Bradley, who had commanded men in North Africa and Sicily and had seen everything, called what he found in Normandy "the damndest country I've ever seen." It was not the Germans. It was the fields. --- The bocage of Normandy is a landscape created by Norman farmers over roughly one thousand years. To delineate their property lines, slow erosion from the English Channel winds, and contain their livestock, farmers built earthen banks surrounding their fields. These were not ordinary hedges. They were solid mounds of packed earth, three to twelve feet high and one to four feet thick, with centuries of vines, brush, small trees, thorns, and brambles growing on top of them. The vegetation added another five to ten feet of dense, interwoven growth. In many places the total height reached fifteen feet. The fields surrounded by these walls were on average 400 yards long and 200 yards wide. The only entrances were narrow sunken lanes, worn down over generations by farm equipment and livestock, dropping below grade and flanked by the earthen banks on both sides like a tunnel. From above, as aerial reconnaissance photographs showed, the countryside of northwestern France looked like a quilt: thousands of individual rectangles packed tightly together, each one enclosed, each one a separate compartment. Allied planners looking at these photographs saw farmland. They assumed the hedgerows were like the ordinary hedges of southern England. They were wrong about what the hedgerows were. They were catastrophically wrong about what the hedgerows meant. --- The first lesson came with the tanks. American Sherman tanks were the armored backbone of the Allied advance. They could not get through a bocage hedgerow. The earthen bank was too solid to smash. When a tank tried to climb over it, the nose rose and the tank tipped upward, engine straining, belly exposed to the sky. The underside of a Sherman is its thinnest armor. German infantry crouching in the next field with a shoulder-fired panzerfaust had a shot at a target they could hardly miss. If the tank survived the climb and crested the bank, its gun was pointing into the air. It could not engage anything in front of it. If the tank tried to go down the sunken lanes instead, the lanes were too narrow to maneuver, the overhanging vegetation eliminated visibility, and a single German soldier with an anti-tank weapon placed at the end of the lane could stop an entire column cold. American armor had been trained for open-field warfare: maneuver, flanking, speed. In the bocage there was no open field. There was no flanking. There was no speed. There was one field at a time. --- The infantry found that the terrain had erased almost everything they knew. German defenders had been preparing these hedgerows since before D-Day. They dug fighting positions along the banks. They placed machine guns on diagonally opposite corners of each field, which created overlapping fields of fire that covered the entire open ground with no dead spots. They positioned snipers in the banks and vegetation. They pre-sighted mortars on the gates and lanes where attackers would have to enter. Then they waited. Their standard tactic: allow the Americans to enter the field, then open fire simultaneously from three or four directions. A standard infantry assault formation required room to maneuver: two rifle squads forward, one back, mortars in the rear. In a 400-yard hedgerow field, there was no room for formation. There was barely room to stand without being shot. Soldiers described the experience as entering a room where every wall might have someone behind it. You could not see the enemy. In some fields, at some distances, you could hear them. They dug constantly. The sound of German soldiers digging in behind the next hedgerow, audible but unseen, became one of the defining sounds of the campaign. You found their positions by listening to where the shovels were. At night, patrols could not smoke. A lit cigarette visible at 50 yards. American uniforms were made of 100 percent wool chemically treated against gas attacks, and in the June heat that caused heavy sweating that left white streaks on the olive drab fabric, visible through binoculars in daylight from across the next field. Dead cows meant mines. Grazing cows meant clear ground. Soldiers learned to read cattle before they moved. --- On June 13, two days ago, the 26th Infantry Regiment of the 1st Division established positions at Caumont le Repas, a small farm hamlet in the bocage south of Caumont l'Evente. They would not move for 30 days. The regiment faced elements of the 3rd Parachute Division and the 2nd SS Panzer Division. The Germans held the high ground across a valley, dug in, watching everything with binoculars. They knew every farmhouse, every trail, every apple tree in the orchards. The Americans knew nothing. They had just arrived in terrain they had never trained for, against defenders who had spent months preparing it. On June 15, today, the Germans launched a particularly savage artillery attack on the 26th's positions. The artillery knocked out communications between Captain Ferry's company and battalion headquarters. Private Rocco Moretto was ordered to run on foot to battalion to report. He found six wounded men on the ground along the way. Sergeant George Finfrock had a piece of shrapnel torn through his upper thigh, blood pouring out. Moretto had no medic. He ripped the sergeant's pant leg, applied sulfa powder from his medic pack, wrapped the wound as tightly as he could, got Finfrock into a foxhole, and kept running. Sergeant Finfrock survived. Moretto reached battalion and delivered the message. This was one action, one afternoon, one road, in one of hundreds of hedgerow fields across a 50-mile front that stretched from Caumont to the Cotentin Peninsula. It was the same story in every field. --- General Omar Bradley was watching the stalemate develop. He told reporters the bocage was "the damndest country I've ever seen." He had fought in Tunisia. He had fought in Sicily. He was a man who had seen difficult terrain in combat. Normandy, in his telling, was in a category by itself. General J. Lawton Collins, commanding VII Corps, gave Bradley a different comparison. Collins said that fighting in the bocage was at least as bad as anything he had encountered on Guadalcanal. Guadalcanal. The Pacific jungle campaign that had cost thousands of American lives and taken six months to decide. Collins was now running the American operation to cut off the Cotentin Peninsula and capture Cherbourg. He had begun that operation today, with the 9th and 90th Infantry Divisions pushing west through the bocage to sever the peninsula. The 4th Army Corps had just landed its men at Utah Beach, giving Collins the numbers he needed to move. The 90th Infantry Division was already being ground down. Replacements had started arriving to replace the dead and wounded. Some of the men the replacements were joining had only been there for days themselves. By late July, the 90th's infantry officer replacements would total nearly 150 percent of the division's authorized strength. They were replacing almost every officer the division had started with. --- There was no solution yet. Nobody had figured out how to get a Sherman tank through a bocage hedgerow without exposing its belly. Nobody had invented anything. The best approaches available were artillery to suppress the defenders, smoke to screen the advance, and then infantry running across open ground into fire from three directions. Those approaches cost men. Many men. In exchange for one field at a time. In early July, a sergeant named Curtis Cullin in the 102nd Cavalry Reconnaissance Squadron would take scrap metal from a German beach obstacle and weld it into curved blades on the front of a Sherman tank. Those blades would drive into the earthen bank like tusks and slice through it without lifting the tank's nose. The tank would burst through the hedge low, with its gun level, and the crew inside could see and fire into the next field before anyone knew they were coming. Bradley would see a demonstration in mid-July and immediately order Rhino kits welded to every tank that could be fitted with one before the breakout. But that is mid-July. Today is June 15. The Rhino does not exist yet. Right now there is a sergeant somewhere in the bocage who does not know yet that he is going to solve the thing that is killing his friends. He is probably in a foxhole listening to German shovels. --- Collins's 9th and 90th Divisions are moving west across the Cotentin today. If they can cut the peninsula, they will trap the German forces defending Cherbourg in the north with no reinforcement route. The port of Cherbourg is the single most important logistical objective of the campaign. The artificial Mulberry harbors at Arromanches and Saint-Laurent are fully operational as of today, but Allied planners know they cannot supply an army advancing into France on artificial harbors alone. A real deep-water port is essential. The Germans know this too. They have been reinforcing Cherbourg's defenses since June 6, and they are still reinforcing it now. The race to cut off that reinforcement begins today in the hedgerows. --- Meanwhile, 200 miles away, something new has been falling on London. It started two days ago: June 13. A strange object over the English Channel, moving fast, with a bright tail and a loud buzzing sound like a motorbike struggling uphill. It crossed the coast in darkness. It passed over Kent. Residents heard the engine cut out, and then the railway bridge at Grove Road in Bow collapsed in a blast that killed six people and left 200 homeless. It was not a bomb dropped from a plane. It had no pilot. Hitler called it the Vergeltungswaffe: the Vengeance Weapon. The British would call it the doodlebug. In nine days of the invasion, the Germans had lost the English Channel, the Normandy coast, 150,000 Allied soldiers on French soil, and had their defensive position at Villers-Bocage outmaneuvered and then bombed by their own enemy's air force. Now they were firing unmanned flying bombs at London. And they were just getting started. --- Tomorrow: June 16, 1944. The V-1 campaign accelerates. Churchill tells the War Cabinet that London is in danger. And he starts asking whether bombers should be pulled from Normandy to deal with the flying bombs. Eisenhower is going to have something to say about that.
1
813
Fırat Erez retweeted
Replying to @clashreport
India is one of the fastest-growing aviation markets in the world. The Indian aviation industry is projected to grow at a CAGR of around 11.86% between 2026-31. By damaging its relations with India, Turkey lost billion-dollar businesses in India. Go invest in bankrupt Pakistan🤣
3
3
79
2,778
Proxy örgütle iş götürme devrinin sonuna geldik. Eşkiya besleyen devlet tepkisi görecek. Terörizmin sonu. İslamcı sinsiliği bitti.
Netanyahu: We will build new alliances with countries in the region and beyond, and we will ensure our defense self-sufficiency.
2
8
1,301
Fırat Erez retweeted
🚨🇮🇱 A first clear message from Israel after the Iran deal. Defense Minister Israel Katz says Israel will not withdraw from its security zones in Lebanon, Syria, or Gaza despite mounting pressure, stressing that Prime Minister Netanyahu has conveyed this position directly to President Trump and other senior U.S. officials. Defense Minister Israel Katz: Prime Minister Benjamin Netanyahu and I are leading a clear policy under which the IDF will remain in the security zones in Lebanon, Syria, and Gaza — without any time limit — in order to protect Israel’s borders and communities from jihadist elements. The area will be cleared of local residents, and all terrorist infrastructure, both above and below ground — including homes in frontline villages that were used as terrorist outposts — will be demolished. This is the central lesson of October 7. Holding territory and maintaining security zones are among the IDF’s greatest achievements in the War of Revival, under the decisions and guidance of the political leadership. Therefore, we oppose an IDF withdrawal from Lebanon, despite all existing pressures and those that may still come. Prime Minister Netanyahu made this clear to U.S. President Trump and other senior American officials, and I also made it clear yesterday to U.S. Secretary of Defense Pete Hegseth. The IDF supports this position from a professional security standpoint. If there are figures in the opposition who challenge this security doctrine and support an IDF withdrawal, they should stand up and say so openly, so that the public can judge between the competing positions. We will not compromise on Israel’s supreme security interests and the protection of our citizens, and we will not withdraw from the security zones. If Iran attacks Israel over events in Lebanon, we will strike it with full force and clearly demonstrate the gap in capabilities between us. We are committed only to our citizens and to the security of the State of Israel.
90
235
784
72,619
Fırat Erez retweeted
“Eski Kızılay Başkanı benim hapse girmeme çok sevindi!” İsmail Arı, hapse girmesine sevinenleri sıraladı: • Cemaat ve tarikatçılar çok sevindi benim hapse girmeme. • Çünkü ben son yıllarda Menzil’in, o kaynağı belirsiz servetini anlatıyordum. • Menzil’in Kasası isimli kitabımda da bunu anlattım. O miras kavgası 50 milyar dolarlık denilen o acayip bir servet var. • İsmailağa'daki Bursa’da yaşanan istismarı vesaire onu takip ediyordum. Onlar sevindi. • Süleymancılar cemaatinde yine benzer bir ticari büyüklük var. Orada da çok büyük bir kavga var malum. Onlar da çok sevindi. • Yani mesela Kerem Kınık'ın çok sevindiğine eminim. • Kızı bir kişinin ölümüne üç kişinin yaralanmasına neden olduğu halde cezaevinin önünden dahi geçmemişti.
1
158
603
11,334
İşin doğası gereği, İran'ın kabul edebileceği her anlaşma, İsrail tarafından 'kötü\eksik\yanlış' algılanıyor olmalı. Bunun ne kadarının suni olduğunu, ne kadarının samimi tepki olduğunu nasıl bilebiliriz? Ya İran'ı ikna için yapılıyorsa?
3
6
774
Fırat Erez retweeted
To everyone obsessed with "Jewish control" and Israel running the world: Netanyahu and Israel are absolutely seething over the Iran deal Trump is pushing. The vast majority of Jews worldwide are against it. Yet Trump is moving forward anyway, heavily egged on by Qatari, Pakistani, and Turkish leaders. Reality check: Stop projecting your conspiracy fantasies onto Israel and Jews. Islam and its networks have far more influence on US politics, foreign policy, and elite circles today than Israel or Jewish lobbies ever did. Follow the actual money, pressure, and demographics instead of 19th-century tropes. The evidence is everywhere if you open your eyes. #NoDealWithMullahs‌
20
133
415
6,584
Fırat Erez retweeted
After Adolf Hitler, a leader of a small extremist political party in Germany, was released from prison in 1924, the New York Times reported he would most likely retire to private life and return to Austria. When Adolf Hitler was released from Landsberg Prison in December 1924, many observers believed his political career was finished. He had been convicted of treason for his role in the failed Beer Hall Putsch of November 1923, an attempted coup aimed at overthrowing the German government. At the time, the Nazi Party was small, divided, and financially weakened. Hitler had served only about nine months of a five-year sentence before being granted early release. During his imprisonment, he dictated much of Mein Kampf, outlining the ideological foundations that would later shape the Nazi movement. The widespread assumption that Hitler would fade into political obscurity reflected the relative stability Germany experienced during the mid-1920s. However, the onset of the Great Depression in 1929 dramatically altered the political landscape. Mass unemployment, economic collapse, and declining confidence in democratic institutions created conditions that allowed extremist parties to gain support. In the Reichstag election of May 1928, the Nazi Party received only 2.6% of the national vote and won just 12 seats. By July 1932, it had become Germany's largest political party with 37.3% of the vote and 230 seats, one of the most rapid political rises in modern history. © History Pictures #archaeohistories
3
21
80
9,828
Yozgat uyarlaması kesin vardır bunun.
Kızılderilinin biri bizonlarını otlatırken bir kovboy atıyla yavaş yavaş gelmiş ve havalı hareketlerle inmiş atından. - köpek senin mi? - o köpek benim olmak! - onunla konuşabilir miyim? Kızılderili karşısındaki salakmış gibi gülmüş; - köpek konuşamamak! kovboy köpeğe yaklaşmış - nasılsın? - fena değil! (kızılderili şaşkın...) - bu kızılderili senin sahibin mi? - evet. - sana iyi davranıyor mu? - evet, çok iyi. günde iki kez tuvalet için dolaştırıyor, bana yemek veriyor ve benimle oynuyor. kızılderili bu arada şaşkınlıktan ağzı bir karış açık izlemekteymiş. kovboy kızılderiliye sormuş - bu at senin atın mı? - o at benim olmak! - onunla konuşabilir miyim? - at konuşamamak! kovboy ata yaklaşmış - nasılsın? - fena değil! (kızılderili daha da şaşkın...) - bu kızılderili senin sahibin mi? - evet. -sana nasıl davranıyor? - iyi. bana her gün gerekli yürüyüşleri yaptırıyor, fazla yük bindirmiyor, günde 2 kere ve her terlememden sonra terimi siliyor ve içinde yiyecek ve yataklık olan ufak bir ahır inşaa ediyor. (kızılderili ne gözlerine ne de kulaklarına inanmaktadır) kovboy tekrar kızılderililin yanına gelmiş. - bu dişi eşek senin mi? Kızılderili panikle kollarını açıp önüne geçmiş eşeğin. - Eşek benim olmak, konuşmak ama çok çok yalan söylemek...
2
1,237