“Görev Gücü Zıpkın” Neden Dağıtıldı?
7 Ekim.
Sevan Nişanyan, 7 Ekim Katliamından birkaç gün sonra yayınladığı videosunda şöyle diyordu:
“Bir açık hava toplama kampı. 17 yıldan beri insanların hapsedildiği, aç bırakıldığı ve zaman zaman bombalandığı … basbayağı Varşova Gettosu niteliğinde bir yer Gazze. (Sonradan benzetmelerine Auschwitz’i de ekleyecektir.)
Ve gidip o toplama kampının hemen karşısına, tellerin dışına, barış için Rock Festivali yapmak yüzsüzlüğün, alçaklığın ve namussuzluğun aşırı bir ucudur. Bence her şeyi hak eder böyle bir ...”
twitter.com/kampananews2022/…
Sevan Nişanyan, Hamas militanlarının bir düzine kadar tandem paramotorla Gazze duvarını aşıp havadan indikleri ve 270 kişiyi katlettikleri Re’imdeki Nova Müzik Festivalinden bahsediyor.
Festival Nişanyan’ın söylediği gibi Gazze Duvarı’nın önünde değil, duvardan yaklaşık 4 km uzaktaydı ve zaten Gazze de Nişanyan’ın söylediği gibi bir yer değildi.
Mülteci Kampları derme çatma barakalar arasındaki çamurlu yollarda çıplak ayaklı aç çocukların dolaştıkları yerler değildi.
Kamplar genellikle elektriği, suyu ve kanalizasyonu olan, tipik Ortadoğu gettosu görünümünde fakir gecekondu mahalleleriydi.
Ve Gazze’de, saunalar, oteller, araba galerileri, plaj kulüpleri, havuzlu villalar, lüks apartman daireleri vardı.
Bir üniversite (elbette İslami) ve sürüyle de hastane, spor salonu ve okul vardı.
Aslında açıktı;
Ortada bir şafak vakti elde tüfekler, RPG’ler, bıçaklar ve kılıçlarla zincirlerinden boşanmış gibi İsrail kibbutzlarına dalmak ve sanki özellikle çirkinleştirilmiş bir şiddet gösterisi sergilemek, anlamsız bir sivil kıyımını başlatmak için geçerli bir sebep yok gibiydi.
Evet Gazze fakirdi, birçok sıkıntısı ve eksiği, zorluğu vardı ama bütün bunların mümkün olduğu bir hayatın, ne Varşova Gettosu ve ne de Auschwitz ile kıyaslanması pek mantıklı olmadığı gibi Gazze, ortada kıyıma yol açacak nefreti biriktirmiş bir havza gibi de görünmüyordu.
Nişanyan, belki de kendisine yapılan uyarılar sonrası durumu fark ederek konuyla ilgili bir daha hiç konuşmadı.
Fakat bilindiği gibi yine de Dünyada önemli sayıda insan, Aksa Tufanı’nın İsrail’in Gazze’ye yaptığı onur kırıcı baskının bir sonucu olduğu fikrinde.
Belki Nişanyan da hâlâ öyledir ama artık Filistin Meselesiyle ilgili derin bir suskunluğa girdiği için onun fikrini bilemiyoruz.
Yani gerçek Nişanyan’ın ve onunla birlikte aynı fikri muhtemelen farklı sebeplerle paylaşanların sandığı gibi değil.
Gazze bir Varşova Gettosu da değil, Auschwitz de değil.
Bir tür açık hapishane olduğu belki doğru olabilir ama onun içinde de sürüp giden bir hayat ve bu hayatla birlikte çalışan bir ekonomi var.
Gazze’deki o havuzlu villalar, oteller ve diğerleri bize başka bir hikayeyi, 7 Ekim günü Aksa Tufan’ının hemen arkasından başlayan cevabi İsrail hava saldırılarının ilk hedeflerinden birinin Hamas’ın Ulusal İslam Bankası binası olduğunun gerekçeleriyle birlikte anlatıyor.
“Parayı takip et”
2017 yılında Nitsana Darshan-Leitner ve Samuel Katz'ın kaleme aldığı Harpoon: Inside the Covert War Against Terrorism's Money Masters, yani “Zıpkın: Terörizmin Para Ustalarına Karşı Gizli Savaşın İçinde” yayınlandı. Kitap, Mossad içinde kurulu, terörün finansmanı üzerine uzmanlaşmış Task Force Harpoon (Zıpkın Görev Gücü) adlı bir alt grup hakkındaydı.
jpost.com/Israel-News/Operat…
Fikir sahibi, 1945 yılında ailesi Sibirya'dan Polonya'ya kaçarken bir tren vagonunda dünyaya gelen, eski paraşütçü, 6 Gün Savaşı gazisi, Mossad yöneticilerinden Meir Dagandı ve Dagan bu fikri hayata geçirmek için epeyce uğraşmıştı. “Ne yapacaksın? Teröristlerin kredi puanını mı düşüreceksin?” türünden alaylarla karşılaşmasına rağmen Dagan inat etti ve 1996’da nihayet başlattığı projesi onu sonunda, 11 Eylül saldırılarının hemen arkasından 2002’de Mossad Direktörlüğüne kadar taşıdı.
Terönün finansmanını izleme, terörle mücadele alanının eski bir konusu olsa da gerçek önemi 11 Eylül saldırısından hemen sonra anlaşılmıştı ve Mossad’ın elinde de hazır, mücadele etmek için Dagan tarafından kurulmuş, iyi çalışan bir silah vardı; Zıpkın.
Zıpkın çoğunlukla muhasebeciler, avukatlar, bankacılar, öğretmenler, eski polis ve askerlerden oluşuyordu. Temel görevleri başta Hamas olmak üzere, terör gruplarının finans dolaşımının derinlerine inmek ve kaynağı engellemekti.
Asıl silahları hukuk ve uluslararası davalar olsa da (kitabın yazarlarından Nitsana Darshan-Leither’in de avukatlarından biri olduğu Shurat Hadin adlı terör davalarında uzman bir hukuk örgütlenmesiyle beraber çalışıyorlardı) grubun, çoğu benzerlerinden farklı olarak şiddet kullanmak yetkisi vardı ve Zıpkın zaman zaman bu yetkiyi etkili bir biçimde kullandı.
2002 yılında Yaser Arafat'ın mali danışmanı Muhammed Raşid'i hedef aldılar. Operasyonda Latin Amerika’daki bir paravan şirket kullanılarak Raşid kandırıldı, yatırıma ikna edildi ve bir süre yüklü kâr getiren alışverişin sonunda şirket de, hisseler de buhar oldu. FKÖ, 100 milyon dolardan fazla zarara uğratıldı.
Zıpkın 2006’da IDF ve onun zırhlı araçları desteğinde Ramallah, Cenin ve Tulkarim’de, koordineli bir dizi banka soygunu düzenledi.
Soygunda alınanlar, operasyon yapılan bankaların kasalarındaki 40 milyon Şekel nakit dışında, devlete ait rüşvet fonlarından küresel İslami yardım kuruluşlarıyla bağlantılara kadar her tür bilgiyi içeren, farklı kaynaklardan Hamas’ın nakit akışını belgeleyen bilgisayar sabit diskleri ve banka kayıtlarından oluşuyordu.
Zıpkın Görev Gücü çalıştığı zaman zarfında nakit bloklarını hava saldırısıyla yakmak da dahil epeyce etkili ve bazıları hukuki açıdan tartışmalı birçok başarılı eyleme imza attı ki bunlardan bir tanesi, 2014 Savaşı’nın, yani Dökme Kurşun Operasyonu’nun sonunu getiren darbe olarak kabul ediliyor:
(Kitaptan özetleyerek;)
“… Dökme Kurşun Operasyonunun sonuna gelindiğinde Hamas militanlarına para ödemekte güçlük çekiyordu ve durum örgüt içinde, neredeyse bir isyanı patlatacak raddeye gelmişti.
Hamas’a acil para gerekiyordu.
23 Ağustos 2014'te İsrail istihbarat servisleri, Mısır'da dört büyük deri valiz içinde 13 milyon dolar nakitle seyahat eden 20'li yaşlarındaki bir kuryeyi izlemeye aldılar. Takip, kurye valizlerle birlikte Sina’da güvenli evin altına kazılmış, iyi aydınlatılmış ve havalandırılmış bir tünelin girişine ulaştığını şifreli bir mesajla haber vermesine kadar sürdü.
Ardından çantalar tüneli bir saatte geçtiler ve para tünelin Gazze tarafında teslim alındı.
Para dolu çantalar, Hamas'ın maaş bordrosu sorumlusu Muhammed el-Ghoul’un Çin yapımı makam aracına aktarıldıktan hemen sonra, İsrail Hava Kuvvetlerine ait AH-64D Longbow saldırı helikopterinden ateşlenen bir AGM-114 Hellfire füzesi aracı vurdu.
Goul’un aracı siyah dumanlar içinde yanan bir demir yığınına dönüştüğünde Gazze sokaklarına yanmış 100 Dolarlar yağıyordu.
Maaşlarının yakılması Hamas için büyük bir darbe oldu. Nakit olmadan mücadeleyi sürdüremezlerdi ve böylece Hamas ateşkes istedi.
Gazze savaşı bu darbeden 48 saat sonra sona erdi…”
Netanyahu’nun kumarı.
Arka arkaya gelen başarılarıyla parlayan ve kendisinden beklenenin çok üzerinde yararlılık gösteren Zıpkın Görev Gücünün yıldızı, Meir Dagan’dan 2011’de Mossad Şefliğini devralan Tamir Pardo döneminde de yükseldi fakat işler, Netanyahu’nun 2015’de başlayan yeni görev süresinde Yossi Kohen’i Mossad’ın başına getirişiyle birlikte değişmeye başladı.
Artık İsrailin yeni bir fikri vardı; Gazze’yi zenginleştirmek.
Hayat yaşamaya değer hale geldikçe ölümden uzaklaşılır, basit.
2017’de Zıpkın Görev Gücü dağıtıldı.
The New York Times’ın 10 Aralık 2024 tarihli “Sessizlik satın almak; İsrailin Hamas’a destek planı” başlığıyla yayınlanan yazısı, Batı basınında çıkan çoğu benzerleri gibi Netanyahu ve etrafındakilerin 2014’de şekillenmeye başlamış yeni Hamas politikasına ve onun karşılaştığı dirence odaklanıyor.
Yazının alt başlığı; “Başbakan Binyamin Netanyahu, güçlü ama çok da güçlü olmayan bir Hamas'ın barışı koruyacağı ve böylece bir Filistin devleti kurmak konusunda herkesin üzerinde oluşan baskıyı azaltacağı konusunda kumar oynadı” diye atılmış ve şöyle devam ediyor;
“Katar hükümeti yıllardır Gazze Şeridi'ne ayda milyonlarca dolar gönderiyordu(Ayda 15 milyon Dolar). Bu para, Hamas hükümetinin desteklenmesine yardımcı oldu. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bu ödemelere hoşgörü göstermekle kalmadı, teşvik de etti.
(Bu teşvik politikasıyla birlikte Katar eliyle Gazze’ye giren paranın ayda 30 milyon Dolara çıktığı söyleniyor.)”
nytimes.com/2023/12/10/world…
Ve Gazze ekonomisi sadece Katar’dan gelen para ile de dönmüyor.
The New York Times’ın Aksa Tufanından 1 ay kadar sonra yayınlanan bu yazısının başlığı, İsrail’in Hamas’ın para makinasını yıllar önce tamamen çözdüğünü ama buna rağmen hiçbir şey yapmadığını söylüyor;
www-nytimes-com.translate.go…
İsrail istihbaratı 2018'de büyük bir istihbarat başarısına imza attı.
Hamas'ın operasyonlarının finanse edildiği özel sermaye fonunun karmaşık ayrıntılarını içeren gizli belgelere ulaştı.
Hamas’ın muhasebecisinin bilgisayarından çalınan belgeler örgütün tüm varlıklarını ve para trafiğini listeliyordu.
Dünyanın her tarafından gelen çeşitli yardım kampanyalarından başka nakit, 2014’den sonra güçlenmeye başlayan ve merkezi Türkiye gibi görünen bir Hamas yatırım ağından da geliyordu.
Hamas, Tunus, Türkiye, Cezayir, Birleşik Arap Emirliklerindeki yatırımlarından para kazanıyor, büyük miktarda emlak alışverişi yapıyor, inşaat şirketlerinden tavuk şirketlerine kadar işletme açıyor, Türkiye Borsasında hisse alıp satıyor ve şirketlerinin hisseleri alınıp satılıyordu.
Belgeler açık ki Hamas'ın para akışını kesme ve planlarını engelleme için potansiyel bir yol haritalarıydı ve Mossad belgeleri Washington ile de paylaştı.
“Ve hiçbir şey olmadı.” Diye devam ediyor haber.
“Belgelerde adı geçenler ne ABD ve ne de İsrail yaptırımları ile karşılaştılar. Hiçbir şirket için hiçbir işlem yapılmadı ya da Hamas finansal ağının merkezi olan Türkiye'ye bu şirketleri kapatması için baskı yapılmadı.
…
Amerikalı ve İsrailli uzmanlar artık bu paranın Hamas'ın askeri altyapısını oluşturmasına ve 7 Ekim saldırılarına zemin hazırlamasına yardımcı olduğunu söylüyor.”
Hamas’a alan açma politikası yüzünden zamanında kendi Savunma Bakanı Lieberman’ın da tepkisini çeken Netanyahu bugün, yani 7 Ekimden sonraki zamanlarda muhalifleri tarafından giderek artan bir şiddetle eleştiriliyor ve hatalı bir stratejiyi kendi politik çıkarları için seçmekle ve Hamas’a 7 Ekim saldırılarının mali alt yapısını neredeyse İsrail eliyle sağlamakla suçlanıyor.
Bu suçlamalarda haklılık payı da bulunabilir.
Hamas ve İsrail arasında 2014’deki son büyük çatışmadan, Koruyucu Hat Operasyonundan beri bölge, aralarla şiddetlenen çatışmalara rağmen görece sakindi ve inisiyatif İsrail’in eline geçmiş gibiydi.
2014’den 7 Ekim 2023’e kadar çatışmalar Gazze dışındaki Filistin yerleşkelerinde yaşandı ve genellikle düşük seviyede kaldı. Tam da Zıpkın’ın tasfiyesine yol açan strateji değişikliğinden beklendiği gibi Hamas, Gazze ve dünyanın geri kalan yerlerinde kendi işine bakıyor ve şişmanlıyor gibi görünüyordu.
Ancak 7 Ekim günü Hamas’ın veya en azından Hamasın bir bölümünün uyumadığı acı bir şekilde anlaşıldı.
Hamas saldırısı Filistin Baharı rüzgarları estirmeye başlayan İbrahim Anlaşmalarının son evresinden hemen önce gerçekleşti ve barış umutları kim bilir kaçıncı kez çöpe atıldı.
Açık ki İsrail aldatılmıştı.
Yahya Sinwar.
İsrail istihbaratının Hamas’ın Aksa Tufanı benzeri bir operasyon için hazırlık yaptığından haberi olmadığı iddiası doğru değil.
Hamas yıllardır askeri eğitiminin önemli mesaisini Gazze Duvarını aşan bir saldırıya ayırıyor ve militanlarını da buna göre ve neredeyse yarı aleni biçimde eğitiyordu.
Mossad’ın doğal olarak bundan haberi vardı.
İsrail’i aldatan, saldırının hiç beklenmedik bir zamanda gelmesiydi. Taraflar arasında tansiyonun düşük, anlaşma ihtimallerinin yüksek olduğu bir zamandı ve Netanyahu’nun Hamas’ın ekonomik ağına dokunmayarak onu zenginleştirme ve bu yolla da ehlileştirme planı yıllardır işliyor gibi görünüyordu.
7 Ekim’den hemen sonra, saldırının Hamas’ın yurt dışındaki liderlerinin haberi olmadan ve lider ekibin Gazze’deki tek üyesi Yahya Sinwar iradesiyle gerçekleştirildiği iddiaları ortaya atıldı, İran’ın başlangıçtaki çekingenliği de buna kanıt olarak anlatıldı.
Yahya Sinwar’ın geçmişinde kısa bir araştırma, bu gibi iddiaları güçlendirecek bazı kanıtlar sunabilir.
Sinwar, Hamas'ın "polisi" denebilecek Munazzamat al Jihad w'al-Dawa (Majd) adlı örgütün kurucusu.
İsrail ile işbirliği yaptığından şüphelenilen kişileri öldürmesi ona "Han Yunus Kasabı" lakabını kazandırdı.
1988 yılında Sinwar iki İsrail askerinin kaçırılmalarını ve İsrail ile işbirliği yaptığından şüphelendiği dört Filistinliyle birlikte öldürülmesini planladı.
Aynı yılın Şubat ayında tutuklandı; sorgulama sırasında kurbanlardan ikisini boğduğunu, bir diğerini sorgulama yanlışlıkla öldürdüğünü ve dördüncüsünü kaçırma girişimi sırasında yanlışlıkla vurduğunu itiraf etti ve müfettişlere dört cesedin gömülü olduğu bir meyve bahçesini gösterdi.
1989 yılında dört kez ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Birkaç kez kaçmaya çalıştı ancak her seferinde yakalandı.
2008 yılında hapis cezasını çekerken İsrailli doktorlar tarafından ameliyat edildi ve beynindeki bir tümör alınarak hayatı kurtarıldı.
Sinwar hapiste iyi derecede İbranice öğrendi ve 22 yıl hapis yattıktan sonra, 5 yıldır rehin tutulan IDF askeri Gilad Shalit karşılığında, 2011 yılında yapılan esir değişiminde kapsamında 1.026 kişi ile birlikte serbest bırakıldı.
Serbest bırakılanlar arasında lider pozisyonunda olanların tümü İsrail tarafından Gazze’ye dönmeme şartıyla ve aralarında Türkiye’nin de olduğu başka ülkelerde yaşamak üzere serbest bırakılırken nedense Sinwar’ın Gazze’ye dönmesine izin verildi.
2017’de Sinwar İsmail Haniye’den görevi devralarak Hamas’ın Gazze’deki lideri ve dolayısıyla Gazze’nin de de facto lideri oldu. oldu.
Bundan sonra Sinwar zaman zaman Hamas’ın İsraile saldırmakta kullandığı tünellerin kapatılması gibi barışçı eğilimler sergilese de davranışları iki uç kutup arasında git-gelliydi.
16 Mayıs 2018'de El Cezire'ye Hamas'ın barışçıl, halk direnişini sürdüreceğini belirttiği ve Hamas'ın İsrail ile müzakerelerde rol oynayabileceğini söylemeden bir hafta önceki başka bir konuşmasında Gazzelileri İsrail kuşatmasını kırmaya teşvik edebiliyor, "Baskı ve aşağılanma yüzünden ölmektense şehit olarak ölmeyi tercih ederiz" deyip ekliyordu; "Biz ölmeye hazırız, on binlercesi de bizimle birlikte ölecek."
Gerçekten de öyle oldu.
7 Ekimde Hamas saldırısıyla başlayan son savaşta Gazze’de ölenlerin sayısı 30 bine doğru ilerliyor ve IDF de her geçen gün Sinwar’ın etrafındaki çemberi daraltıyor.
Sinwar, kuşkusuz ki İsrail için özel biri.
Ancak bu özellikli olma durumu muhtemelen Hamas’ın savaş liderliğinden başka, İsrailli istihbaratçılarla kurduğu kendine has ilişkiden de kaynaklanıyor.
Kesin olan, Sinwar’ın sadece 7 Ekim saldırısında değil, İsrail’in saldırıya hazırlıksız yakalanmasında da belirleyici bir rolü olduğu ve bunlardan da önemlisi, İsrail’i Gazze’ye yıkım getiren askeri kararlılığa sürüklemekte asıl sorumlu olduğu.